ÖN
SÖZ
Murat Aydın Diyor ki:
Bu gün pek çok diş hekimliği
fakültesinin mikrobiyoloji derslerinde öğrenciler
kullanmayacağı bilgiler ile yüklenmektedir. Sınıf geçmek
için ezberlemeye zorlanmakta, meslek hayatında hiç lazım
olmayacak köpük tarzında geçici bilgiler ile dersten
soğutulmaktadır.
Diş hekimi, yeterli
eğitilmediği için apsede yazılması gereken antibiyotikleri
ilaç firmasının prospektüslerinden, kataloglardan, gogıl ve
feysbuktan öğrenmektedir. Bilgi eksiğini gidermek için
kendi kliniğinde kalsiyum hidroksitin içine iyodoform ilave
etmek, kanalı siman likiti ile yıkamak gibi masum sayılmayacak deneyler
yapmaktadır. Antiseptikleri ve mikroorganizmaları tanımadığı
için hangi alete hangi dezenfektanı kullanacağını satıcıdan
öğrenmektedir. Ticari firmalar maddi pirim elde edebilmek
için diş hekimindeki bu bilgi açığını kullanmaktadır.
Prion öldürdüğü aldatmacasını kullanarak
hiçbir üstünlüğü olmayan otoklavları
üstün gibi göstererek satmaktadır, mikrop
öldürdüğünü söyleyerek diş hekimine
ışıklı cihazlar satmaktadır, dörtlü amonyum bileşiği ve alkol
içeren ticari dezenfektanları litresi 30 Euro fiyat ile
satmaktadır (ayni kimyasal madde aslında 7 liradır). Diş hekimi
televizyon reklamlarına bakarak diş macununu 12 saat etkili
zannetmektedir, dezenfektanları tanımadığı için elinde mevcut
dezenfektanın başka markasına 4 katı fazla para ödeyebilmektedir,
oral patojenler için etkisiz olduğu bilinen kinolon, spiramisin,
linkozamit gibi antibiyotikleri reçete edebilmektedir.
Çünkü ilaç firmaları bu preparatları cazip
gösterdiğinde diş hekiminin bunu sorgulayacak temel mikrobiyoloji
bilgisi öğrenciyken kendisine verilmemiştir. İnfekte kök
kanalına alkol ve klorheksidin sürmeyi infeksiyonun tedavisinde
etkin bir çözüm zannetmektedir (halbuki gereksizdir).
İnfeksiyon sebebi olduğu ispatlanmadığı halde kandidaları kök
kanalı patojeni zannetmektedir. Oral patojenlerin diyabet, kronik
obstrüktif akciğer hastalığı, beyin infarktı, düşük
ağırlıklı doğum veya gebelerde düşük yaptığı
söylentisini sorgulayacak derinlikte mikrobiyoloji eğitimi
almadığı için kulağına gelen hurafelere inanmaktadır. Öte
yandan oral infeksiyonların çoğunda baş rol oynayan Porphyromonas, Prevotella, Eubacteria,
Peptostreptococcus, Tsierella, Capnocytophaga, Propionibacterium
gibi bakteriler maalesef fakülte eğitiminde yer almamaktadır.
Ülkemizde bu günkü durum budur.
-o-
Bu
eserde sadece yeni ve güncel bilgiler okuyucuya sunulmakla
kalmamış ayni zamanda ilk olan konulara yer verilmiştir. Örneğin:
- Bir hastada fokal infeksiyon nasıl aranır?
- Diş çürüğü aşısı nasıldır?
- Ağız kokusu tedavisi nasıldır?
- Diş taşı gastrit yapar mı?
- Mikrop saçan diş üniti su deposu nasıl
dezenfekte edilir?
- Parmağa iğne battı veya AIDS li kan ile temas
edildiyse acil olarak ne yapılması gerekir?
- Bir ağızda mikrobiyolojik muayene nasıl yapılır?
Kültür nasıl alınır?
- Dişler nasıl fırçalanır?
- Diş hekimi Prion hastalıklarını (deli dana ve CJD)
bulaştırabilir mi?
- Çapraz infeksiyonu önleme
açısından protez laboratuvarında dezenfeksiyon işlemleri nasıl
olmalıdır,
- Otoklavın en detaylı ve en ince çalışma
prensipleri nedir,
- Bir diş hekimi hangi aşıları olmalıdır, bunların
piyasa isimleri nedir fiyatları nedir?
gibi konular ilk defa bu kitapta belirli bir disiplin içerisinde
ve fotoğraflarla ele alınmıştır, bunların çoğu başka bir ders
kitabında yoktur.
Öğrenciliğim dönemindeki
ders kitaplarımı anımsıyorum.
Bir çoğu zor
anlaşılan, konu başlığı ile uyuşmayan, aşırı ve gereksiz tıbbi terim
kullanan, yuvarlak laflardan oluşan, iddia oluşmasın diye okuyucuya
kesin bilgi vermekten korkan, ansiklopedik detaylarda boğulmuş
kitaplardı. 100 sayfa okusanız 1 sayfası bile akılda kalmazdı.
Çünkü hiçbir bilgi vermezdi, gri satırların
bulanık cümleleri arasında bilineni gevelerdi, önceki
cümleyi nakarat ederdi.
Hastanın genel
durumu değerlendirilir diye yazardı ama hastanın hangi genel durumunu
nasıl değerlendireceğimiz yazılmazdı.
Hastanın
röntgeni dikkatle incelenmelidir diye yazardı ama röntgende
neyi inceleyeceğimiz, nasıl ve ne görürsek nasıl
yorumlayacağımız kitapta yazmazdı. Bize ömrümüz boyunca
lazım olmayan kuduzun tedavisi anlatılırdı fakat sık lazım olan
uçuk tedavisi es geçilirdi.
Verilen başlığın
altında verilen konu yazılı olmazdı, örneğin "aftın tedavisi"
başlığında aftın tedavisi anlatılmazdı, başka bir şey yazılı olurdu.
Aradığımızı bulduğumuz düşüncesi okumaya başlardık fakat
yazılanları okudukça hayal kırıklığına uğrardık, kendimizi
aldatılmış hissederdik. Kronik apikal apse başlığı altında
anlatılanlar, akut apse başlığında anlatılanlar ile aynı olurdu. Her
hastalıkta mı ayni belirtileri göreceğiz diye sessizce
güvensizleşirdik, küskün bir tatminsizlik oluşurdu,
içselleştirmek için değil sınavda geçmek
için ezberlerdik.
Kitaplardan faydalı bir şeyler
öğrenemiyor olduğumuzu düşündükçe,
içimizdeki diş hekimi olma heyecanı sönerdi, ama susardık,
bunu dile getiremezdik, çünkü kendi ayıbımız
zannederdik. Bunun acısını mezun olduktan sonra çektiğimizi,
bizi eğitenler bilmediler.
Halbuki ders kitabı net
olmalıdır, söyledikleri kesin ve keskin olmalıdır. Var olana var,
yok ise yok demelidir. Mümkün olduğu kadar yuvarlak
cümlelerden kaçınmalı, konuyu anlatırken öğrencinin
kafasında önce kontrast sorular oluşturmalıdır, sonra soruların
doğru cevaplarını mutlaka ve çok net olarak vermelidir.
İşte bu,
böyle bir kitaptır.
Eski ders
kitaplarımdan intikam almak için bu eser en net üslup ile,
hatta bazı yerlerde konuşma üslubu ile kaleme alınmıştır.
Bu kitapta bir antibiyotik
hastaya verilmelidir diye yazıyorsa, o ilacın eczanedeki ismi de,
muadili de, fiyatı da öğrenciye sunulmuştur. Her cümle veya
paragrafta acaba okuyucu burada neyi sormak ister diye
düşünüp potansiyel soruların cevapları satır aralarına
ilave edilmiş, böylece okuyucuda tatminsizlik hissi giderilmiştir.
Bu, benim yıllar
öncesine borcumdur. 32 yıl bu kitabın doğum sancısı ile yaşadım.
Bundan 32 sene
sonra bir tıp arkeoloğunun kazmasına takılması benim
ödülüm olacaktır.
Sırası ile bu fırsatı bana veren Allah'a, her
aşamada literatür desteğini esirgemeyen dostlarıma, kalem
arkadaşlarıma, yardımcım Ender Şen'e, Nobel kitabevi
çalışanlarına teşekkür ederim.

Aykut Mısırlıgil diyor ki:
Ağız Mikrobiyolojisi
konusunda günümüze kadar yayınlanan eserlerin en
çarpıcıları, William A.Nolte'un, en son dördüncü
baskısını, 1982 yılında yaptığı "Oral Microbiology" ve George S.
Schuster'in üçüncü baskısını 1990' da yaptığı
"Oral Microbiology and Infectious Disease" adlı kitaplardır. .
Prof.Dr.Özdem Anğ, Nolte'un, bu kusursuz kitabının, 1973
yılı ikinci baskısını Türkçeye çevirerek, 1977
yılında İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde
yayınlamıştır. Aradan geçen yıllar içerisinde, Ağız
Mikrobiyolojisi konusunda, sayısı üç-dördü
geçmeyen ve çok kısıtlı konuları anlatan kitaplar, başka
yazarlar tarafından yayınlanmışsa da, bunların hiç biri, ciddi
açığı kapatamamıştır.
Diş hekimliği
öğrencileri, pek çok fakültemizde önceki
yılların mikrobiyoloji bilgisiyle eğitilmektedir. Bu sebeple bu
gün bırakınız ağızda hastalık yapmayı, ağzın içine bile
girmeyen bakterileri ağız mikrobiyolojisi dersinde öğretilmekte ve
öğrenilmektedir.
Dışardan
bakıldığında diş hekimi, diş çürüğü ve diş eti
hastalıklarını tedavi eden hekimdir. Diş hekiminin rastlayabileceği
hastalıkların neredeyse tamamına yakın bölümü
infeksiyondur. Örneğin diş çürüğü kronik bir
infeksiyon hastalığıdır. Periodontit bakteriler ile başlayan immün
reflekslerin ağırlıklı olarak seyrettiği bir infeksiyon hastalığıdır.
Diş sallanması ile devam eden kemik kayıpları ancak oral mkrobiyoloji
ve immünoloji bilgisi ile açıklanabilir. Ağızdaki
dejeneratif hastalıklar oral immünolojinin sayesinde
anlaşılabilmektedir. Oral mikrobiyolojinin konusuna girmeyen oral
kanserler ve diğer dejeneratif hastalıkların bile patogenezinde bir
mikroorganizma yer alabilmektedir. Örneğin HPVirus oral kanseri
başlatabilmektedir, Lichen lezyonlarından HCVirus ve H. pylori izole
edilmektedir.
Öte yandan, ağızda görülen infeksiyonlar organizmanın
uzak organ ve dokularını (endokardit, romatoid artrit, nefrit)
hastalandırabildiği gibi, organizmanın tümünü
ilgilendiren infeksiyonların erken belirtileri ağız içerisinde
ortaya çıkabilmektedir (kızamıkta Koplik lekeleri, konjenital
sifilizde Hutchinson dişleri, AIDS'te kandidiyaz gibi).
Bu sebeple
mikrobiyoloji ve immünolojisi derslerinin, diş hekimliği
eğitiminin önemli ve ağırlıklı bir parçası olması gerektiği
açıktır. Ağız mikrobiyolojisi, diş hekimlerinin
eğitimi sırasında en vaz geçilmez dersi olmalıdır. Mezuniyetleri
sonrası, baş başa kalacakları hastalarından gelen sayısız soruyu ancak
bu bilgilerle cevaplandıracak ve diş hekimi-dişçi ayırımındaki
en büyük farkı bu husus ortaya koyacaktır.
Ülkemizdeki diş hekimliği ve tıp fakültelerinde ağız
mikrobiyolojisi ve immünolojisi eğitiminin eşgüdüm
halinde ve yeterli derinlikte verilebilmesi için, en son yenilik
ve gelişmeleri, pratik uygulamalarını kapsayan, diş hekimliği
fakültesi öğrencileri, diş hekimleri, doktora, uzmanlık
öğrencileri, ağız mikrobiyolojisi ve immünolojisi ile
ilgilenen akademisyenler için mezun olduktan önce ve sonra
başvurulabilecek geniş kapsamlı ortak bir eserin yazılması tehir
edilemezdi. Bu eserde ağız mikrobiyolojisi ismi altında genel-özel
ve oral immünoloji, viroloji, bakteriyoloji ile mikolojiyi
birleştirip öğrenciye sunduk. Uzun süre faydalı olmasını
temenni ediyorum.
Mikrobiyoloji alanında bir ömür boyu görev yapıp,
kaliteli ve üstün nitelikli diş hekimi yetiştirmek
için çabaladım, 39 seneden beri bu mesleğin fiilen
içerisinde olmanın verdiği deneyimlerimi elinizde tuttuğunuz bu
eserde gelecek nesillere aktarmaya çalıştım.
Bana bu eserin yazılımı sırasında teknik yardımlarını
esirgemeyerek yardım eden, Dr. M. Selçuk Mısırlıgil'!e
teşekkür ederim....

Aykut
Mısırlıgil, 2012 Ankara
Prof.
Dr. Dr.
Diş
hekimi, diş hastalıkları ve tedavisi ve mikrobiyoloji
profesörü
|